Gökhan's profile...::::::::HOŞGELDİNİZ::...PhotosBlogListsMore Tools Help

...::::::::HOŞGELDİNİZ::::::...... (dodurga@msn.com)

...:::Yazılarıma yorumlarınızı ekleyebilir, Sayfa sonundaki ziyaretçi defterine düşüncelerinizi yazabilirsiniz. İyi vakitler:::... GÖKHAN ALTİNTOP

Gökhan Altintop

Location
Photo 1 of 36
June 15

Kullanma Kılavuzu

KULLANMA KILAVUZU

hayatı hafife alma... yellenmesini bile hafife alma... hatırla... diğer tüm canlılar gibi sende bir gaz bulutu değilmiydin herşeyin en başında... kim bilir hangi kara deliğin yellenmesiydin sonuçta...

ölmeyi takma bu kadar mesela...korkma yada ölümden... bu senin suçun değilki... ve düşünüyorsan ve doğru olansan unutmaki evrenin bir yerlerinde dört yanlış yapılmıştır ve ölümün bu yüzdendir inan... çünkü ölmene sebep yapılan o dört yanlışın bir doğruyu götürmesindendir kaynaklanan...

beceriksizlikle suçlama kendini... bir reçber gibi ekiyorsan tarlanı ve bitmiyorsa mahsül toprağında gözyaşlarınla sulamana rağmen, yerine ayrık otları karşılıyorsa seni her daim, dinlendir toprağını... nadasa bırak mesela... bırak, kendini dinle sadece bir zaman...unutma, düşmek senin suçun değilki... yer çekimidir suçlu olan...

kendini kötü olmakla suçlama hiç bir zaman çünkü her yetişkin içindeki çocuğun katilidir faili meçhul olmayan. Günahlarından utanma. ders al onlardan. bir günahı iki kez işleme sadece. ilk kumarı sen oynamadın günah densede... sonuçta sende bir bahsin ürünüsün bu yeryüzünde.

üzerine geliyorsa herşey kimi zaman, bir kuyruklu yıldız gibi ol... bırak kayıver gitsin... durmak zorunda değilsin bulunduğun yerde...ve kaybolursan bir gün bu uçsuz bucaksız evrende, bodoslama dal bir gezegene...toz bulutu kaplı olsun her yerde... tüm canlıları öldürmüş olman ayıp değil, hatırlanacaksan eğer tarihin arkeolojik nefesinde.

birşeye inanacaksan illa, önce kendine inan... inandığın zaman göreceksin... bulmak istediğin herşeyi içinde bulacaksın...işte o zaman aradığın Tanrı ya içinde kavuşacaksın... sende olan senden öteye orada sarılacaksın...

Yazan Yöneten Ve Oynayan: Gökhan ALTİNTOP

June 10

GEMİ DEMİR ALDI

GEMİ DEMİR ALDI
 
demir alıyorum dedi gemi
hoşçakal dedi liman.. üzgünüm..
üzülme dedi gemi o benim yüküm...
 
demir alıyorum dedi gemi
nereye dedi liman... rüzgaramı bıraktın..
Artık çoban yıldızı pusulam, merak etme kaybolmam...
 
demir alıyorum dedi gemi
yine uğrarmısın dedi liman... beklerim..
bekleme dedi gemi artık iskeleye yanaşmam...
 
demir alıyorum dedi gemi
yine bir fırtınayamı dedi liman... yeni iyileştin
olsun dedi, her gemi yaratılma sebebinde ölmeli..
 
demir alıyorum dedi gemi
sol yanındaki yara hala iyileşmemiş dedi liman
o burda oldu dedi gemi, iskeleye fazla yanaştığımdan..
 
demir alıyorum dedi gemi
üzgünüm dedi liman... keşke böyle olmasaydı...
üzülme dedi gemi oldu artık olacak olan..
 
demir alıyorum dedi gemi
bu kadar yükün olsun istemezdim dedi liman
sustu gemi...buymuş hayırlısı olan...
 
demir alıyorum dedi gemi
daha önce gitmeliydin belki dedi liman.
kim bilir dedi gemi, belki gitmem için gelmen yeterliydi..
 
demir alıyorum dedi gemi
belki acele karar veriyorsun dedi liman... sonra gidersin...
belki dedi gemi açıkta başka gemiler vardır iskeleye yanaşacak olan...
 
gemi demir aldı
baktı sadece liman
limandan sessiz sedasız bir gemi ayrıldı....
 

Yazan Yöneten ve Oynayan: Gökhan ALTİNTOP

June 02

Yazıyor Yazıyor....

YAZIYOR YAZIYOR
10
Filler uyurken sayıklamazmış...
9
Düşüncem hücrem olur kimi zaman..Ben ne zaman firar etsem hücremden... açtığım tüm tüneller yine hücreme çıkar...
8
Ağız dolusu küfür edesin gelir... Çünkü yapabildiğin en yasa dışı şey budur... Kaçışın bile yasalar çerçevesindedir...
7
Bense piyonum bir satranç tahtasında... Büyüyünce vezir olma rüyasında olan... çaprazımda düşman askeri... Az kaldı...Piyonum ben bir satranç tahtasında ve büyüyünce vezir olcam... Alıcam tüm intikamını yitirdiğim dost piyonların...
6
Onlarca Hiroşima izi var içimde... Yüzlerce Enola Gay girdi hava sahama izinsiz... Binlerce atom bombası bıraktı... Sonrasında kurduğun hayallerin çoğu, radyasyondan kansere yakalandı... Seni yıkamayan seni güçlendirir dediler... Ama unuttukları birşey var... Seni yıkamayan seni yıkamasa bile seni değiştirir...bilmediler...
5
Biz ne zaman fikrimizi söylesek yetkililer karantinaya alırdı... Bulaşıcıydık... Bizse evladını büyütemeyecek bir anne çaresizliğiyle kaç fikir bıraktık cami avlusuna... Ve yıllar sonra büyümüş serpilmiş olarak gördüğümüz vakit.. bu benim fikrimdi diye içleniriz...Ama o sizi tanımaz... Çünkü her fikir doğduğuna değil onu büyütene hayırlı evlattır...
4
Biz kimseyi öldüremeyiz... Ne zaman tetiğe bassak mermi ayağımıza düşerdi... Menzili o kadardı... Ve karşımızdaki daha silahı doğrultmadan bizi vururdu en savunmasız yerimizden... Umutsuz ve kaybetmiş olarakmı görüyorsunuz... Yok hocam yok imam pamuğu tıkamadan musalla üstünde, pamuk tıkamam gerek dünyanın merkezine.... Sözüm var bir kere...
3
Başımı koyduğum tüm köprücük kemikleri intahar kokardı...Ben ne zaman bir köprücük kemiğine başımı yaslasam manzaraya aşık olur vaz geçerdim atlamaktan...Tek kişilik tiyatro sahnesiydi olup biten... Benim tüm seyircilerim şeytanlardı... Sahneye atlamak için can atarlardı...Şeytanlar ne zaman ayakta alkışlasa, cehenneme gidecek yolun sıcak asvaltı döşenirdi yollarıma...
2
Pimi çekilmiş bir el bombasıydı hayat....10'dan geriye tek bir saniyem kalmıştı...
1
0...Patlarken fikirlerim merdiven altı kaçak bir üretim tesisinde....Zabıtalar suç üstü yakalıyor...sizse beni izliyorsunuz haber bültenlerinde... Orjinal fikir basan kalpazanlar yakalandı diyor manşetlerde...Ve orjinal basılmış dumanı üstünde henüz piyasaya sürülmeyi bekleyen tüm fikirler yok edilmeden önce... onlarla adları yazılıdır kahverengi demirbaş bir masanın üstünde... Ve daha hücreye tıkmadan, hakim suçumu sabit kılmadan, ve temyiz denilen bir üst mahkemede kirlerimi yıkamak için bir duş almadan, daha hücreme ayak basmadan, ben yeni bir kaçış planı yapmışımdır herkesten habersiz çoktaaaaaaaannnnn....
 
Günler sonra bir çocuğun ağzından duyarsınız............Yazıyor yazıyor ünlü kalpazanın hücresinden kaçtığını yazıyorrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrr.........
 
 
Yazan Yöneten Ve Oynayan: Gökhan ALTİNTOP

April 27

28

28

Hayallerimden sorgulandım çoğu zaman. Buydu beklentilerimin gözaltına alınmasına sebep.  Bir gece yarısı apar topar tutuklanıp karanlık bir hücrede sevdalarımın işkence görmesi de bundandı. Onlar suçlusun itiraf et dedikçe suçsuzluğuma sustum sadece. Ama suskunluğumun gürültüsü bile rahatsız etti onları. Usumdan geçen yasadışı düşünceler karanlık hücre duvarında bir Filistin askısına takılı…

Töre denilen şeye karşıydık her demimizde.  Fakat beşik kerkmesiydik   makus talihimize. Kaybedişlerimiz bundandı beklide. Gözüm gördüklerine pişman dilim duyduklarıma isyandaydı her seferinde.

Gözyaşlarımız, doğduğumuzda kulağımıza okunan ezanın  musalla taşındaki namazının abdestiydi sadece. Hayat bu kadar kısaydı işte. Ve ölüm adımızı okuduğunda kimse  burada  diyemiyordu korkudan. Ama o bizim orada olduğumuzu biliyordu. Korkumuzdan. Ama zaman adını okunmasını isteyenlere de şahit oluyordu, çoğu zaman…

Sol kaburgamın altı ağrıyor… Sebebini bilmiyorum. Kim bilir belki en çok oradan yargılandığımdan.  Yada karanlık hücrelerden kalma suskun haykırışlarımdan.  Belki tüm bu acılara sebep, Yaradan’ın yarı oradan yaratmış olmasından..

İnsanoğlu garip. Sırtı her yükü taşıyor da, sol kaburgasının altındakini taşıyamıyor çoğu zaman. Acı denilen şey ikiye ayrılıyor. Canının yanmasına katlanıyor da, ruhunun yanmasına dayanamıyor. Düşünüyorsun o halde varsın diyorlar. Kimse düşüncesizlerinde neden var olduğunu açıklayamıyor.

Sonu iyi biten tüm bildiklerim bir varmış bir yokmuş la başlıyor. Her gece yargılandıklarım için onu arıyorum. Sinyal sesinden sonra mesaj bırakın diyor. Ben sana şah damarından daha yakınım diyor da belki de benim ona olan uzaklığımı hesaba katmıyor…

İlahi adalet mi? Belki kötü olan benim ve orada yargılanıyorum. Çoğu gece, yargılandığım o mahkemelerde, kulağıma okunan ezanın abdestini alıyorum. İçimde oyuncağını kaybetmiş bir çocuğun hüznü dışımda yeni yaşına girmeye hazırlanan bir palyaço gülüşü varken bir dostun ağzından onun sesini duyuyorum.

Ey ruhu şövalye gibi atan, fakat ne incinen nağmeleri o yürekte toplayan, küçücük serzenişlerin bu kadar felaket şahanesi olabiliyorsa, sen bir dahisin. Cümlelerin de bir giz saklı, hep oyuncaktan yaratılmış büyük harfler. Bütün çirkeflikleri göz önüne alıp, mübala edilmemiş saflıkta söylenen, onca söz var şenli sözlerin sana yansıyanları. Aynalara hiç net baktın mı? Ellerine mesela. Tuttuklarına ya da kaybettiklerine…

Ellerinde öyle güçler var ki mütevazılık sınırlarını aşarcasına sukut etmişsin. Çünkü gönlü büyük değilsin. Sen hala aklından sayılar tut, kervanların peşine umutlarını as. Oturup iskeleye karayı gören gemileri say... Her şeyi yaz, öyle yalın olsun ki, kederleri, nefisleri içinde barındırsın, öyle aç çocuklar gibi heveslen, bitmesin ama yazdıkların. Dedim ya şövalye gibi atan yüreğin var, hızlı, sert ama öyle nağmeleri besledin ki içinde. Harikulade...

 

Aslında bütün her şey bir 3 mayıs günün öğleden sonrası başladı. 28 mumu olan bir pasta var önünüzde. Siz kirli dünyanın kirlenmemiş yürekleri, bir üç mayıs günü dünyama doğdunuz ve hoş geldiniz.  Bu mumları üflemesi gereken ben değil, sizlersiniz.

Yazan Yöneten Ve Oynayan: Gökhan ALTİNTOP

Not: Bu yazıyı yazarken beklediğime kendi dizeleriyle ses olan Gökçe Hilal’e sonsuz teşekkürlerimle…..

April 03

İYİLER HEP KAZANIR (İhtilalin 2. bölümü)

İHTİLAL 2 (İYİLER HER ZAMAN KAZANIR)

İhtilalden sonra yeni kral bir gün kimse görmeden zindana iner. İhtilal sonucu zindanlara atılanların hallerini  görmek ister.

Sevgi bir köşede kıvrılmış sürekli aynı şeyleri mırıldanıyordu.

-“Nasıl yanıldım… Nasıl yanıldım… Nasıl yanıldım…” diye sürekli tekrarlıyordu…

“Maskeli baloya hoş geldin” dedi derviş. “Takılan maskeleri insanların gerçek yüzü sanacak kadar kördün… Üstelik maskeler sadece birer aynaydı… Sen onlarda kendini gördün… Hepsini kendin gibi sandın… İşte en büyük yanılgın…”

Sevgi sesin geldiği yere baktığında derviş diğer hücrelere doğru yürüyordu. Diğer hücrede inanç vardı. İsyanlardaydı. Oda sevgi gibi “neden ben” diyordu. Tanrı’sına isyan ediyordu. Yeni kral yani günahkar derviş inancın bu halini görünce ona acıdı. Zindana atmakta haklıydı. Zira mızmızlanmaya ihtiyacı kalmamıştı.

 Birden önündeki parmaklıklarda iyiliği gördü. Gülümsüyordu.

“Halinden memnunsun herhalde”  dedi derviş

“Evet” dedi iyilik. “Şu an zindanda olsam da mutlaka kazanan ben olacağım..”

Günahkar derviş bir an durdu. Nur karası yüzüyle iyiliğe baktı.

“İyiler hep kazanır değil mi dedi?”

“Evet. İyiler hep kazanır.” Dedi iyilik yüzünde umut ve gururla.

“Peki hiç düşündün mü iyiler neden kazanır.”

“İyi oldukları için” dedi sadece…

“Yanılıyorsun” dedi derviş. “Çünkü hiçbir kazanan ben kötüyüm demez de ondan…. Bu yüzden hep iyiler kazanır…”

Sustu. Cevap veremedi. Başını tekrar kaldırdığında derviş çoktan gitmişti…

Yazan Yöneten Ve Oynayan: Gökhan ALTİNTOP

March 29

Aç Kapını BEN GELDİM

AÇ KAPINI BEN GELDİM

Kapıyı çaldığımda evde olduğunu biliyordum. Nerde olabilirdi ki başka. Ya bana gelirdi yada evinde kalırdı. Başka hiçbir yere gitmezdi.  Kapıyı açtı. Bana baktı. Gözleri fal taşı gibi açılmıştı. Beni gördüğüne inanamıyordu. Duraksadı önce. Ne yapacağını ne söyleyeceğini şaşırmıştı.

” İçeri davet etmeyecek misin” diye sordum gülümseyerek. Sessizliği ben bozdum.

 “Ta tabi “ diyebildi sadece. “Hoş geldin”.Eliyle içeriye davet etti “Seni beklemiyordum.” Diyerek.  

“Biliyorum” dedim gülümseyerek. Ufak bir sessizlik oldu birbirimize baktık. Sonra sarıldık. Birbirimizin kollarında gülümsemeye çalışan iki ağlak surattık.

“Hiç ummazdım bir gün bana geleceğini.  Benden sürekli kaçardın. Ne zaman ziyaretine gelsem evde yok numarası yapardın. Oysa, oysa şimdi burdasın”

 “Haklısın” dedim. “Ömrümün büyük bir kısmı senden kaçmakla geçirdim. Evde yok numarası yapsam da bir yolunu bulup hep içeri girerdin. Bu kez ben sana gelmek istedim.” Bir müddet sustuk. “ Eğer izin verirsen,  bir süre sende kalmak isterim”.

Sevindi … “Tabi ki” dedi. 

“Evin her zamanki gibi soğuk ama insanı diri tutuyor” dedim.

 Güldü.” Halbuki beni kış sanıp kaç yalancı bahara aldanmıştın” dedi. 

Haklı bakışlarından kaçmaya çalışırken gözüm duvardaki resme takıldı. Ağrı dağıydı. “ Ne çok yaradanı varmış bu dağın” dedim.

“Bir zamanlar sende onlardandın.” Sustu önce. Sonra devam etti sözlerine.” Uzun zaman önce umudu kesmiştim. Sahi ne oldu da bana uğradın.”

 “Sorma” dedim sadece. Gözümden düşen bir damla, yanağımdan aşağı doğru yer çekimini ispata çalışıyordu umarsızca.” Ben senden değil kendimden kaçmışım. Ve ne zaman kendime dönsem yanlışlarda bulmuşum.”  

Yüzü yere bakıyordu. “Olgunlaşmışsın” dedi sadece. “ Neyse yorgunsundur sen uzan dinlen biraz. Daha çok vaktimiz var birbirimizi dinlemeye.”

Başımı yastığa koyduğumda ona seslenerek “seni………”(sözümü bitirmeme fırsat vermeden) “ bende seni çok özledim” dedi gülümseyerek. Bundan sonra her şey düzelecek. Yaralarına üşüşen böceklere kafanı takma. Onlar bu eve asla giremeyecek.

Gözlerimi kapadığımda içimde bir huzur vardı. Onu ne kadarda yanlış tanımışım. Gerçek ondan kaçmak değil onunla yaşayabilmekmiş. Halbuki ben bunu yeni anladım. SEN benim en büyük yanılgım… SEN beni koruyan  gizli sığınağım… SEN... İyi ki varsın… YALNIZLIĞIM…

Yazan Yöneten Ve Oynayan: Gökhan ALTİNTOP

March 24

İHTİLAL

İHTİLAL

Uzun zamandır ülke kaosun içindeydi. Bugüne kadar ülkeyi yöneten  hükümet iyi bir yönetim sergileyememiş ülkenin sahip olduğu tüm DEĞERler kaybolmuştu. Üstelik bütün bunlara müttefik sanılan DOST ülkelerin ülkeyi arkadan vurması da eklenince beklenen olay gece yarası gerçekleşmişti. Halk bunu sabah karşı  öğrendi.

Gece yarısı ihtilal gerçekleşmiş ve yönetime el konulmuştu. Mevcut hükümet lağvedilmiş. HOŞGÖRÜ ve İYİ NİYET  ülkenin kötü yönetiminin sorumlusu olarak vatana ihanet suçundan yüksek yargıya müebbet hapis cezasıyla yargılanması için tutuklanmıştı.  Yönetimi kurma yetkisi BENCİLLİK’e verilmişti. İlk iş moratoryum ilan edilerek tüm borçlar ve anlaşmalar ikinci bir emre kadar askıya alınmıştı. Hiç kimseye gereğinden fazla değer verilmeyecekti.  Kötü yönetimle kaybolan AZMİN koltuğuna HIRS geçmişti.  SEVMEK gereksiz kişileri sevdiği ve kaosa sebep olan yönetimin eş başkanı olduğu için süresiz göz hapsine  konulmuş tüm yetkileri elinden alınmıştı. Koltuğuna NEFRET atandı. Yeni kral, nefret ve hırsın ülkeyi eski haline getireceğini düşünüyordu.

Ordu  dağıtılmadı. Aksine daha da güçlü hale getirildi. Komutasını MANTIK  üstlenmişti.  Olurda ülkeden kaçan ve kaosa sebep olan AŞK tekrar ülkeye sızmaya kalkarsa, mantık komutasındaki orduyla karşılık verilecekti.  Müttefik DOSTLAR la olan ilişkiler tekrar gözden geçirilecek gereksiz olanlar listeden silinecek ve bundan sonraki tüm ilişkilerde ülke çıkarları göz önünde bulundurulacaktı. Halk arasında kaos nedeniyle oluşan korkuyu yenmek için içişlerine UKALALIK  dış işlerine KENDİNE GÜVEN başkanlık edecekti.  Vezir Bencillik ülke yönetiminin başında bulunacaktı.  Yapılacak tüm eylemlerde BENLİK esas kılınacaktı. Kimsenin hatası hoş görülmeyecek,   hatalara anında karşılık verilecekti. Bir önceki yönetimin hataları tekrarlanmayacak daha önce önem verilmeyen ihtiyar meclisinin tecrübelerinden faydalanılacaktı. Bayrağı da değişmişti ülkenin. Beyaz bayrağın yerine her yerde gri bayrak asılmıştı.

Kurulan tüm GÜVEN  köprüleri yıkılacak, yerlerine ŞÜPHE duvarları örülecekti. Ve yürek. Gizli mabet. Tüm yetkileri ihtilal sonucu mantığa devretti. Mabet yetkilileri görevlerinden uzaklaştırıldı. Mabedin kapıları kilitlendi. Artık gizli mabede girmek yasaktı. Mabet yerin beş kat altına taşındı. Beş kapısına da beş kilit takıldı. Beş kilidin beş anahtarı iç içe geçen beş sandığın içine konuldu.  B’si olmayana teslim edilmek üzere sandık mantığa verildi.

Yönetim vezir bencillikteydi ama ihtilali gerçekleştiren asıl kişinin yeni kralın yüzünü kimse görmemişti . Kendini göstermezmiş yeni kral. Söylenenler sadece kulaktan kulağa duyulanlardan ibaretmiş. Bir ben var bende benden öte derler ya, bu ülkenin de bir kralı varmış bilinmezden öte.

Günahkar bir derviş der görenler. Bedduası dilindeymiş. Nefretine zikir edermiş her gece. Yüzü nur karası. Gün yüzüne çıkmazmış. Günahkar bir derviş der görenler, siyah peleriniyle her gece sabrına tesbih çeker, intikamına ibadet  edermiş.

Neden sonra görmüşler devrik olan kralı. Gezginmiş. Sormuşlar ne oldu diye. Ülkenden neden kovuldun.

 “Düşlerimiz vardı bizim. Düşlerimizden ittiler. Düştük”……..demiş sadece.

Bir iç dünyada yaşanan ihtilal böylece sona erer. Devrik kral ülkesini sessizce terk eder. Ben dahil kimse görmese de, içimde günahkar bir derviş hala  intikamına tesbih çeker…..

Yazan Yöneten Ve Oynayan: Gökhan ALTİNTOP

 

February 22

SENİ BEKLİYOR

SENİ BEKLİYOR

 

Seni bekliyor. Söz, söylenmek için. Yol, gidilmek için. Yemin, edilmek için.

Şiirler okunmak, şarkılar söylenmek, her bakılan sana benzetilmek için seni bekliyor.

 

Seni bekliyor. Umut, edilmek için. Ayrılık, kavuşmak için. Haber, alınmak için.

Hasret, giderilmek için. Gözyaşı, akmak için. Uykular, kaçmak için. Hayaller, süslenmek için.

Yalnızlık, bir nihayet için seni bekliyor

 

Seni bekliyor. Huzur, bulunmak için. Geçmiş, unutulmak için.  Plan, yapılmak için.

Bilinmeyen, anlam kazanmak için. Hiçlik, var olmak için. Ruh, bedene kavuşmak için.

Ateş, bir kıvılcım için seni bekliyor.

 

Seni bekliyor. Dua, edilmek için. Dilek, tutulmak için. Karanlık, aydınlık için.

Güzel olana gülümsemek için. Güneş doğmak, dünya dönmek, çiçek açmak için.

Sis dağılmak için. Sana doğru gelmek için seni bekliyor.

 

Seni bekliyor. Meydan, okunmak için. Başa gelecek ne varsa, göğüs gerilmek için.

Savaş, verilmek için. Kaybedilen her savaşa, Hayırlısı, denmek için ve seninle kazanılan her savaşta,

Zafer, kazanılmak için, seni bekliyor.

 

Seni bekliyor. Aranılan, bulunmak için. Rüyalar, görülmek için. Nefret, edilmek için.

Sözler, verilmek için. Verilen sözler, tutulmak için. Şans, bulunmak için. Hedefler, ulaşılmak için.

Sensiz bir hayattan intikam, alınmak için seni bekliyor.

 

Seni bekliyor. Bende gördüğün ne varsa, seni beklerken yağmalardan geriye kalandır.

Sana ihtişamlı bir şehir vermek isterdim. Gördüğün sadece, yok olan bir uygarlıktan kalma eski kalıntılardır.

Seni bekliyor, nefes alınmak için. Aşk, yaşanmak için. Eski bir uygarlık, keşfedilmek için SENİ BEKLİYOR...

 

Yazan Yöneten Ve Oynayan: Gökhan ALTİNTOP

 

January 27

Farkında Değilsin Değil mi?

Farkında değilsin değil mi?

 

Topraklarıma girdiğinin. Beni işgal ettiğinin.

Nereye geldiğinin bile farkında değilsin değil mi?

Bir kralım kendi kendimin.

Yüksek bir tepeye sığınmış işgalini izliyorum ülkemin.

Ve sen farkında bile değilsin işgal ettiğin yerlerin…

 

Hani meydan okusam da yenilsem sana,

Hani bir soylu gibi ölsem bir düelloda,

Ya da ellerim bağlı sırtım duvarda

Onurluca dizilsem kurşuna,

Bu kadar yıkılmayacağım belki karşında.

Ama sen farkında bile değilsin….

Beni acı bir şekilde yendiğinin…

 

Sadece geçip gidiyorsun bir gezgin gibi.

Karşına geçip sana meydan okuyorum.

Daha ilk hamlede mat eder gibi

Ufacık bedeninle koca bir orduyu bir dev gibi

Küçük bir karıncayı farkında olmadan ezer gibi

Geçip gidiyorsun.  

 

Ve sen bunu fark etmiyorsun….

 

Yazan Yöneten Ve Oynayan: Gökhan ALTİNTOP

 

January 21

Ordasın Biliyorum

ORDASIN BİLİYORUM

 

Ordasın biliyorum. Köle olmayı bekleyen azadım karşında. Seni arıyorum. Özgürlüğümü satıyorum sana. Hem de yok pahasına. Bedava. Sana dair sıfatlarım var lügatımda. Sen nerdesin bilmiyorum, bilmiyorum ben dediğim nerde. Gizli öznesin sadece içimden geçen sessiz cümlelerde.

 

Seni bulmaya çalışırken kendimi kaybettim. Ve ben ne zaman geri dönmek istesem attığım ekmek kırıntılarına üşüşen kargalar yüzünden yolumu kaybettim… Bir yer var ordasın biliyorum. Düşünebilecek kadar yakın gidemeyecek kadar uzak. Seni bulmaya çalıştıkça kayboluyorum.

 

Ölü kervanlar geçiyor gözlerimin önünden. Vazgeçenler. Vazgeçişler. Pes edişler. Kaybedişler. Orda olmadığını kabullenişler. Dönmem için yalvarıyorlar. Ordasın biliyorum. Ölü kervanlara yenileri katılıyor ama ben, ben geleceğini biliyorum. Çünkü ordasın hissediyorum. Kırılgan düşlerimin paslı pusulası.

 

Seni ararken yollarım uçurumlara takılıyor. Dönmüyorum. Uçurumun kenarına geliyorum. Bir dilek tutuyorum yok olmadan önce. Tuttuğum dilek tutunduğum yol oluyor yok olmaya  karşı. Ve ben ne zaman bir uçurumla karşılaşsam, gözlerimi açtığımda hep yolun başında oluyorum.

 

Klasik koşullanmanın deneysel bir ürünü gibi ne zaman seni düşünmeye başlasam, içimde bir yangın başlıyor. Seni beklerken üşüyor görünsem bile, ağzımdan çıkan buharı, soğuktan olduğunu sansalar da, aslında içimdeki yangının dumanı oluyor. Bilmiyorlar. Kimi zaman sana kızdım. Sen beni kaybettiğin için bende kaybetmiş mi sayıldım? Aslında çaresizliğimden ben, tarih kitaplarında öğretilen saçma bir cümlenin arkasına saklandım...

 

İçime yerleştirilen korkunç bir bombasın şimdi. Hakikat karşısında duruyorum. Ve  zaman aleyhime delil olarak kullanılıyorken, bense hangi kabloyu kesmem gerektiğini düşünüyorum.

 

Ordasın biliyorum……

 

Yazan Yöneten Ve Oynayan: Gökhan ALTİNTOP

 

January 17

Aklından BİR Sayı Tut

 

Aklından BİR Sayı Tut

 

Aklından bir sayı tut dedi

Tutamadım

Ben hayata Tutunamadım.

 

Aklından bir sayı tut dedi

Ben seni tuttum

O sayı değil dedi. Fark edemedi.

 

Aklından bir sayı tut dedi

Tutamadım

Tutuldum.

 

Aklından bir sayı tut dedi

Bende bütün sayılar özgürdür dedim

Anlamadı

 

Aklından bir sayı tut dedi

Ben bir sayı çağırdım aklıma

Yine sen geldin. Kabul etmedi

 

Aklından bir sayı tut dedi

Ben tutacak bir sayı ararken

Sayılarım beni tuttu.

 

Aklından bir sayı tut dedi

Ben kalbimle tuttum

Göremedi.

 

Aklından bir sayı tut dedi

Yada boşver dedi

Tutma en iyisi….

 

Aklından bir sayı tut dedi

XIII Tuttum.

Bilemedi.

 

Aklından gerçek bir sayı tut dedi

Gerçek olan o sayıyı tuttum.

BİR dedi. BİLDİ

 

Not: Dünya üzerinde tek gerçek sayı birdir. Gerisi insanoğlunun yalanıdır, yanılsamasıdır…..

 

Yazan Yöneten Ve Oynayan: Gökhan ALTİNTOP

December 19

MONA LİSA

 

MONA LİSA

siper ediyorum kendimi...

taşmasın diye sözcükler..

boyumdan büyük barajlar kuruyorum...

 büyük bentler yapıyorum...

 bazen ağzına kadar dolu bardak oluyor

 taşmasın diye aklıma başka yerlere odaklıyorum...

 ve bir damla sözcük masaya damlıyor...

 SENİ SEVİYORUM..

bense tüm utangaçlığımla sen görmeden masayı siliyorum...

 

Yazan Yöneten Ve Oynayan: Gökhan ALTİNTOP

(Mona Lisa'ya)

December 17

Gemi Göründü

 
GEMİ GÖRÜNDÜ DİYORDU KARA
 
Gemi göründü diyordu kara. Uzaklara baka baka. Bir duman vardı önce sonra bacası çıktı ortaya. Sonra kendisi. Dünyanın yuvarlak olduğunu ispatlarcasına.

 

Gemi göründü diyordu kara. Yorgun ve yavaşça limana yaklaşıyordu. İskele tarafında büyük bir yara. Yelkenleri kopmuş boş rüzgarda sallanıyordu.

 

Gemi göründü diyordu kara. Bir bayrağı yoktu. Ait olmamanın özgürlüğünden değil, sahiplenilmemenin verdiği yalnızlıktan olsa gerek diyordu.

 

Gemi göründü diyordu kara. Fırtınadan yeni çıkmış görünüyordu. Gıcırdayan gövdesiyle her yerinden yorgunluk akıyordu.

 

Gemi göründü diyordu kara. Okyanusun dibini boylamak istiyordu. Ama hala batmadığına göre demek ki gururu buna engel oluyordu. Yenilmişliği hazmedemiyordu. Kazanmak damarlarında geziyordu.

 

Gemi göründü diyordu kara. İyice yaklaşmıştı limana. Sığınmak için izin bekliyordu. Kaybolmuştu ve limanda kendini bulmak istiyordu.

 

Gemi göründü diyordu kara. Yorgunum dedi gemi. Biliyorum dedi liman. Sonra sustular. Gemi limana baktı. Liman gemiye. Geminin iskelesinde büyük bir yara. Ve tüm gerçekleri bütün açıklığıyla ortada.

 

Gemi göründü dedi kara. Demir atmak istedi limana. Liman zaman dedi. Zaman gerekli ikimiz içinde, doğru olanı bulmaya.

 

Gemi göründü diyordu kara. Limanın açıklarında bekliyordu. İskelesinde oluşan yarayı Ve yelkenlerini onarıyordu. O fırtınaya girmek aptallıktı diyordu. Tek iyi yanı doğru bir liman bulmuş olmam diye düşünüyordu.

 

Kara göründü diyordu gemi. Limana bakıyordu. Limana ait olmak isterken liman onu sahiplenmek istiyor muydu? İşte bundan tam olarak emin olamıyordu. Zaman diyordu liman ve zaman denilen şey ne de yavaş geçiyordu.

 

Yazan Yöneten Ve Oynayan: Gökhan ALTİNTOP

November 25

ANLATMADILAR

 

 

 

ANLATMADILAR

 

Kalbim bir havuzdu hüzün çeşmeleriyle dolan. Onu boşaltacak başka bir çeşme yoktu. Bu yüzden bütün musluklar açıldığında, kalbimin kaç saatte dolduğunu yada olması gereken fakat olmayan, havuzu boşaltması gereken musluğun kaç saatte hüzünleri boşalttığını hesaplayamadım.

 

Anlatmadılar.

 

Hayatın gerçekleriyle senin gerçeklerin kaç derecelik açıyla kesiştiklerini. Doğum ve ölüm arasındaki iki noktada bir doğru çizemedik. Oysaki iki nokta arasındaki en kısa mesafeydi doğru. Doğarken ölmek miydi doğru olan bunu hiç bilemedik. Bir çığlıkla başladık başta. Doğru olması gereken eğrilerimiz kalmıştı elimizde, biz sona vardığımızda.

 

Anlatmadılar.

 

Çok bilinmeyenli bir denklemdi hayat. Ama verdiğim değerler doğru çıkmıyordu hiçbir zaman. X e verdiğim değer Y nin olması gereken değerini göstermedi hiçbir zaman. Bir alfabenin binlerce katıydı hayatın bilinmezlikleri. Değer vermekle bulunmuyordu sonuç. Verilen değerlerde hep yanıltıyordu. Hayat denilen denklem sürekli kendini tekrarlıyordu. Bir canlının DNA sında gizli olan yaşam, önümüze çıkan engellerde neden cevapsız kalıyordu?

 

Anlatmadılar.

 

Sebebi yerçekimiydi bir gönülden düşmenin. Yada gönlünden düşürmenin. Bütün cevap daldan düşen o elmada mı gizliydi. Peki her şeye rağmen ayakta durmanın sebebini suyun kaldırma kuvveti açıklayabilir miydi? Acılarımın ağırlığını ölçemedim hiçbir zaman. Ne zaman kiloya vursam insanlar buda acımı diyordu. Bende ton olan başkasında kilo basmıyordu. Ve ne zaman acılarımı arz olarak sunsam hüzün pazarında talep olmuyordu.

 

Anlatmadılar

 

Kavim göçlerimiydi göçebe olmamıza sebep. Yürekten yüreğe geçmemiz bunun yüzünden miydi? Ateş suyu söndürebiliyorsa yürek yangınlarını söndürememesindeki çaresizlik hangi gerçekte gizliydi. Olanın olası yerini gösteren haritalar olmak istediğimiz yeri neden tarif edemiyordu?

 

Anlatmadılar. Yada kim bilir biz öğrenemedik. Oysa anlamadığımız zaman kalmak istedik. Oysa hayat ikmale bırakmıyordu. Ve anlatılmayan yada anlamadığımız şeylerin bir daha telafisi olmuyordu.

 

Ol dediler. Hep ol. Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol. Bense İstanbul sancısı çeken sefil bir Konstantinapol………

 

Yazan Yöneten Ve Oynayan: Gökhan ALTİNTOP

November 18

YAZ(dım) BİTTİ

 

img356/7793/yazbitties6.jpg

 

YAZ(dım) BİTTİ

 

Uzaklarda şimdi sahip olduklarım. Bense bana yakın olan tek şeyin yakınındayım.

 

Sert bir kıştım, yüreğimde hasret dolu bir sonbahar. Bahar dolu hayallerimi kaybederken, yüzümde yalancı bir yaz gülümsemesi vardı. İnsanlar bende yazı yaşadığını sanırken bende yaz bitti. Sonları yaşadığımda fark ettim son bir baharımın kaldığını. Hüzünler sokağı. Yüreğimin akan kanıydı kızıllaşan yapraklar. Umut edilen her kaybedildiğinde bir yaprak düşüyordu yere. Yere bir yaprak düştüğünde ben ölüyordum. Yüzümde yalancı bir yaz gülümsemesi. Dört mevsimi yaşarken tek bir bedende, ben hüzünlü bir sonbahara gülümsüyordum.

 

Korkardım korkularımdan. Korkmaya korkardım çoğu zaman. Korkmaya korktukça korkularımın esiri olurdum. Oysaki korkularımdan korkmakmış beni korkularıma hapseden. Ayıp olan korkmak değil, kaçarken korkularından, kaçtığını zannederken, onlara teslim olmakmış… Anladım

 

Yanlış yolda gidiyorsun dedikçe geri dönmeye engeldi gururum. Şerefti kendi uçurumumdan aşağı düşmek. Bu yüzdendir burnu büyüklüğüm. Anlatamazsın. Anlayamazlarda zaten. Gerçi sende anlayabilmiş değilsindir tam olarak. Ama anlaşılmazı anlaşılır kılan o yolun sonundadır. Bilirsin. Bu yüzden sonu uçurumda olsa gidersin.

 

Dizlerinin yaralarını özlersin yüreğindeki yaraları gördükçe. Gönül köşkün. Gizli mabedin. Sığınağın. Camdan yaparsın. Cam kırıkları. Ahşaptan yaparsın. Gönül yangınları. Oysaki bir sığınak yapmayacakmışsın kendine. Dünyadaki en güvenli yer bir yerin olmamasıymış. Ait olmayacaksın kardeşim birine. Kovulduğunda anlarsın acının ne demek olduğunu. Ya da biri sana ait olmayacak. Kabul etmeyeceksin sığınağına.

 

Bir düello sanmıştım hayatla verdiğim mücadeleyi. Kazandığımı sanırken, kılıcımla yüreğini ikiye ayırdığım zaman, işte o zaman, anlarsın ikiye ayırdığın şeyin aslında senin yüreğin olan. Kazandığımı sandığımda anlamıştım. Ben hayatla değil aslında kendimle kavgalıymışım.

 

Ödül beklenilmeyecekmiş. Sana verilen tek ödül yaşadığın bu hayata katlanabilmekmiş. Yaz bitmiş.

 

Yazan Yöneten Ve Oynayan: Gökhan ALTİNTOP

September 29

SEL BASKINI

 

img382/2361/barragetroisgorgesyb8.jpg

SEL BASKINI

 

Görevliydi… Yukarıdaki tarafından görevlendirilmişti. Barajların genel sorumlusuydu . Ama son günlerde işler yolunda gitmiyordu. Son yağışlardan sonra sahip olduğu iki barajda da taşma tehlikesi oluşmuştu. Barajlar taşarsa ve kenti su basarsa mahvolacağını ve tanıdığı herkesin gözünden düşeceğini biliyordu… Ve sürekli barajların taşmaması için uğraşıyordu…

 

Son zamanlarda tek duası kasvetli bulutların dağılması ve daha fazla yağmur yağmamasıydı… Bazı geceler baraj kapaklarını açıp suyu biraz boşaltsa da yağmur suyu boşaldığından daha çok yağıyordu… Gökyüzüne bakıyor kasvetli bulutların artık dağılması için dua ediyordu. Elinden başka bir şey gelmiyordu.

 

Bulutlar dağılıp güneş açtığında işler yolunda oluyor işini yapmanın mutluluğu içinde hayatını sürdürüyordu. Ama güneş çok çabuk kayboluyor kasvet bulutları tekrar gökyüzünü kaplıyordu… Ya baraj taşarsa ya kent sular altında kalırsa sonra  ne yaparım diye kara kara düşünüyordu kara bulutlara baktıkça. Üstelik meteorolojiden gelen haberler iyi değildi. Önümüzdeki birkaç ay daha yağışlar devam edecekti.

 

Son yağmurlarla canı baya sıkılmıştı. Sanki gökyüzü delinmişti. Geceleri kapakların açılması da fayda etmiyordu artık. Daha fazla su zaten kenti tehdit ediyordu. Çoğu kişi barajlarda bir sorun olduğunun farkındaydı ama sorgulamıyordu. Çünkü baraj sorumlusuna güveniyordu. Zaten oda bu güveni boşa çıkarmaktan korkuyordu.  Barajlara yapılan takviye yükseklik ise fayda etmiyor su hızla yükseliyordu…

 

Kimi zaman çaresizliğinde aklını kaçıracak gibi oluyor, baraj sularına kendini bırakmak istiyor, ama zayıflığına teslim olmak istemiyor bu yüzden,  yine de bir şeyler yapılabilir diye kafa yoruyordu… Ama olmuyordu… Bildiği tek şey ve ona öğretilen tek gerçek barajlar taşmamalıydı…Barajın duvarları artık suyun basıncını kaldıramıyordu.

 

Artık yapılacak bir şey kalmadığını düşündüğünde ve kara bulutların gökyüzünü terk etmeyeceğini fark ettiğinde barajın sularına kendini bırakmak istedi… Çünkü gerçekleşecek felakete tanıklık etmek istemiyor ve bundan sorumlu olarak herkesin onu suçlamasından korkuyordu… Kaybediyor olmak onu yıkıyordu… Ama ezile ezile yeniliyordu işte… Bu ağırına gidiyordu….

 

Son kez GÖZ PINARLARINDAKİ barajlara bir kat daha çıktı… Ağlamamalıydı… Bu zayıflıktı… Yüreğindeki SAKLI KENT sular altında kalmak üzereydi. Bu kenti barajın hemen altına kurmam hataydı dedi kendi kendine… Belki de barajları daha sağlam yapmalıydım diye düşündü… Bütün bu yaşadıkları bildiklerine ve doğaya aykırıydı. Onun bildiği tek gerçek  kasvet bulutları dağılmalıydı. Yağmurlar durmalıydı. Çünkü erkekler ağlamazdı. Ağlamamalıydı. Göz pınarlarındaki barajlar taşmamalıydı. Ama bütün bildiği gerçeklerde yüreğindeki saklı kent gibi sular altında kalmak üzereydi…

 

Yazan Yöneten Ve Oynayan: Gökhan ALTİNTOP

September 17

İ'DAM-I NEFS

 

img359/4923/intihar2tk8.jpg

İ’DAM-I NEFS

 

Kul sıkışıp Hızır yetişmediğinde, umut kesilmemesi gerekenden umut kesildiğinde, son adım atıldığında, son söz söylendiğinde, son nefes alındığında ve geriye hiç bir şey kalmadığında.

 

Baharı beklerken kışın ortasında soğuktan kırıldığınızda, gündüzü beklerken gecenin içinde kaybolduğunuzda ve tutunacak bir dal arayıp okyanusun ortasında boğulmaya başladığınızda. Güvendiğiniz dağlara kar yağdığında, yağan kardan değil de üzerinize düşen çığdan kaçamadığınızda. Söylenmesi gereken her şeyi söyleyip, yine de haksız olarak görüldüğünüzde.

 

Öğrendiğiniz matematik bile artık işe yaramadığında. Hayatın doğrularıyla paralel olması gereken doğrularınız onu dik bir açıyla kesiyorsa, hayattan kendinizi çıkarıp, hayata kendinizi eklediğinizde sonuçta değişen hiçbir şey olmuyorsa, sırtınızdaki değil beyninizdeki yük ağır bastığında.

 

Hercailerin yalanlarına inanıp kışın ortasında bir kardelen kadar yalnız kaldığınızda, unutulmayan değil affedilmeyen olarak hissettiğinizde kendinizi, beklediğiniz gelmediğinde ve beklenmeyeni beklemeye başladığınızda, pusulanız bozulup kutup yıldızınızı kaybettiğinizde, bütün olanlardan kendinizi sorumlu tuttuğunuzda, aynalara bakamaz, söylenenleri duyamaz olduğunuzda, karanlık dostunuz içtiğiniz su gözyaşlarınız olduğunda.

 

O bize şah damarımızdan daha yakın dendiğinde şah damarınızın size bu kadar uzak olduğunuzu hissettiğinizde ama gene de şükrettiğinizde. İçinizde hayırlısı böyleymiş dediğinizde.

 

En son konuştuğunuz kişi kendiniz, en son gördüğünüz şey kaybolan hayalleriniz, en son duyduğunuz ses sessizlik, en son hissettiğiniz şey acı bir yalnızlıksa eğer.

 

Hakimi siz olduğunuz hayat mahkemesinde, suçlu koltuğunda oturan kendinize, hayat denilen jüri üyelerinin gözü önünde, verdiğiniz hükümden sonra kalemi kırmak demektir İ’DAM-I NEFS…

 

Yazan Yöneten Ve Oynayan: Gökhan ALTİNTOP

September 11

AÇIL SUSAM AÇIL

 

img118/129/susamth9.jpg
 

AÇIL SUSAM AÇIL

 

Son misafirinden bu yana kapıyı artık kimseye açmaz olmuştu. İşin komik yanı  bu ya. Evinin bir kapısı falan yoktu. Çoğu zaman kendini avutuyordu. Aslında gelecek olandan korkuyordu. Bu kez aklına bir fikir gelmişti. Evde beklemeyecek başka bir evin kapısın çalacaktı. Niye beklesin ki. Nasılsa kendi evine gelen davetsizce geliyor, oturuyor, canı sıkılınca kalkıp gidiyordu. Oda yapabilirdi.

 

Ve çıktı evden. Hava karanlıktı. Deniz kenarına doğru yürüdü. Gökyüzü yıldızlarla dolu ay parlıyordu. Mehtap denizi aydınlatıyordu. Manzarayı iyice süzdü. Durmadan yürümüştü, ama henüz bir ev görememişti kapısını çalacak. Açılan kapıdan içeri salınacak. Yoktu işte. Biraz daha yürüyeyim sonra geri dönerim dedi...

 

Derken onu fark etti. Mehtaba açılan bir kapı, kapının ardı papatya kaplı, ve bahçenin ortasında altın kaplamalı bir ev vardı. Şaşırdı. Daha önce hiç görmemiş, hiç duymamıştı böyle bir evin varlığını. Evin kapısı kapalıydı. Zili veya tokmağı yoktu. Belli ki çalmaya göre içerden açılıyordu. İki kez  kapıyı çaldı ve bekledi. İçerden herhangi bir ses gelmedi.

 

Tam gitmeye hazırlanırken bir ses duyar gibi oldu. Kulağını kapıya yasladı içeriyi dinliyordu. Bir ses, derinden bir ses, tılsımı söyle diyordu. Açılmasını istiyorsan kapının tılsımını söyle. Düşündü. Kendi evinin böyle bir tılsımı yoktu. Bırak tılsımı o tılsımın açacağı bir kapı bile yoktu. Kendi haline güldü.

 

Gönlü yaralarda doluyken ilk defa tanımadığı birinin GÖNÜL KAPISINI çalıyordu ve bunun için tılsımı bilmesi gerekliydi. Ve bildiği tek tılsım, çocukluğunda öğrendiği kırk haramilerin mağarasını açan ve ali babayı mutlu kılan, zengin eden o tılsımdı.

 

Tek bir şansı vardı. Önce mehtap’a baktı, belki bende gönül hazineme kavuşurum diyerekten tüm gücüyle o tılsımı tekrarladı. AÇIL SUSAM AÇIL dedi.

 

Fakat Açılmadı……………

 

Yazan Yöneten ve Oynayan: Gökhan ALTİNTOP

September 10

ŞOVALYE

 

img372/8827/23679547kc1hl6.jpg

ŞOVALYE

 

Gitmek istediği yolda karşısına çıkmıştı… Bu kadar büyüğünü bu güne kadar görmemişti. Korkuyordu. Aslında hangisinden korkmalı bilmiyordu. Onunla savaşmak mı yoksa geldiği onca yolu geri dönmek mi?

 

Savaşmayı tercih etti. Olanca hızıyla saldırdı ilk hamlesinde. Daha ona dokunamadan yerde buldu kendini. Kalktı. Üstü başı toz içindeydi. Zorlu olacağını biliyordu fakat bu kadar iyi bir hamle beklemiyordu. Bindi atına, aldı eline mızrağını, tekrar saldırdı. Bu kez kararlıydı, ilk hamlesindeki kadar dikkatsiz olmayacaktı.

 

Gözünü açtığında yine yerdeydi. Atı kaçmış, mızrağı kırılmış, üstü başı yara bere içindeydi. Oysa o bütün heybetiyle karşısındaydı. Üstelik tek bir sıyrık bile yoktu üzerinde. Pes etme korkusu damarlarında dolaşmaya başlamıştı. Yanlış mı yapıyorum acaba dedi önce. Yanlış yolda mıyım? Geriye döndü baktı. Dönemezdi. Yapamam dedi. Utanmasa, hani belki zayıflığını gösterecek olmasa, hırsından ağlayacaktı. Sadece yutkunabildi. Kalktı. Karşısında, gitmesi gereken yolda, hala tüm heybetiyle duruyordu. Ama bir türlü aşamıyordu onu işte. Bir yolunu bulmalıydı.

 

Kırılan mızrağına baktı,  artık işe yaramaz gibi görünüyordu, ama tek silahı da oydu. Sanki ortadan ikiye ayrılmış kürdan gibi görünüyordu. Sonra  atına bakındı. Onca yolu beraber geldiği atı onu yalnız bırakmıştı. Bu biraz içini acıtmıştı. Atı olmadan nasıl savaşacağı kafasını karıştırmıştı.

 

Olup bitenler bununla da kalmamıştı. Verdiği savaşı izlemeye gelenler vardı. Boşa uğraşma kaybedeceksin diyorlardı. Düpedüz aptallık bu aklına başına al diye güya akıl veriyorlardı. İtibarı biraz sarsılmıştı. Kimse farkında olmadan tek bir damla düştü gözünden. İsyan edecek gibi oldu, ama vazgeçti. Çünkü bununda bir anlamı yoktu.

 

Ayağa kalktı. Önce derin bir nefes aldı. Yerdeki kırık mızrağını eline aldı. Onu izlemeye gelenler iyice şaşırmıştı. “Hayır” diyorlardı “bir daha saldıracak” “olamaz”. Son bir kez arkasına baktı. Bunca yol boşa gelinmiş olamaz dedi içinden. Bazen gittiğin yolda kaybetmiş olmakta bir zaferdir dedi sessizce derinden. Sonra döndü. Gözlerini yolunun üstündeki heybetli büyük o şeye çevirmişti. Mızrağını eline aldı. Bir annenin yuvasına sahip çıkması gibi oda doğru bildiği yola sahip çıkmak istiyordu. İçi alev alev yanıyordu. Kaybetmek korkutmuyordu artık onu.

 

Aralarında çok az bir mesafe vardı. Mızrağını ona doğru doğrulttu. Ve bütün gücüyle haykırarak üstüne doğru koştu. Doğru bildiği yolu yürürken, önüne çıkan değirmene saldıran kahraman bir DON KİŞOTTU.

 

Sonra ne mi oldu? O büyük heybetli engeli aşmış mıdır son hamlesinde?

 

 Sizce!........................................................................

 

Yazan Yöneten ve Oynayan: Gökhan ALTİNTOP

July 07

HACİZCİ

 


HACİZCİ

 

Kapı çaldı. Gelen yine oydu işte. Son kaybedişimin hacizcisi. Zile basıyor, kapıya vuruyor, camdan bakıyor, içeri girmek istiyordu.

 

Her geldiğinde evde yokum numarası yapıyordum. Gidiyordu. Ama artık işe yaramıyordu. Bu kez ne gitmeye, nede vazgeçmeye niyeti yoktu.

 

Daha eve girmeden girdiğini, girebileceğini düşünüyor, sesimi çıkarmıyor, olduğum yere iyice saklanıyordum. Kaybetmek zoruma gidiyordu işte. Evimde istemediğim bir kişinin korkutucu varlığını hazmedemiyordum.

 

Günler geçiyor zaman hızla akıp gidiyordu. Ama o kapımda hala bekliyordu. Yorulmuştum artık. Sessizce beklemekten, dışarıya çıkamamaktan, pencereden bile bakamamaktan. Her ne kadar içeri almasam da özgürlüğümü kısıtlamasından yorulmuştum artık.

 

Bir gün yıllarca yapmadığım bir şeyi yaptım. Ona kapıyı açtım. O bile şaşırmıştı. “Gir içeri” dedim, ve “yapman gereken neyse onu yap”. “Korkmuyor musun benden artık” dedi. “İlk defa kapıyı açtığını görüyorum”. “Korkuyorum ve bunu iliklerime kadar hissetmek istiyorum” dedim. Güldü.

 

Önce kendi girdi içeri. Sonra yardımcıları. Evimin bütün odalarına girdiler. Her köşesine yerleştiler. Hayallerine el koyuyoruz dediler. “Tabi ki” dedim “sonuçta her kaybedişin bir bedeli vardır”. “Neden ağlamıyor yada sızlanmıyorsun, artık neden korkmuyorsun, neden kabullenişin bu kadar kolay?” dedi. Elimin içinde gizli olanı sımsıkı kavrayarak konuştum. “Sizde bunu istiyorsunuz ama artık bunu yapmayacağım. Evet korkuyorum ama işinizi yapın ve gidin artık evimden” diyebildim.

 

Yardımcılarına baktı. Alması gerekenlerin hepsini almıştı. “Bizden gizlediğin bir şey yok değil mi?” dedi.” Hayır” dedim. Elimdekini gizleyerek. Aslında biraz daha kalması gerekti ama iş bitince gitmeliydi. Kabullenişler hep canını sıkmıştı. Zira acı çektirmeyi severdi.

 

Gitti. Hayallerimin yegane hacizcisi KORKULARIM dı. Ve yardımcıları UMUTSUZLUKLARIM. Çok vakit sonra tekrar izleyebildim güneşin doğuşunu. Penceremden manzarayı. Hissettim özgürlüğün yegane tadını.  Ne olduğunu anlayamadan gittiler. Anlamsızca korkularım ve umutsuzluklarım. Onların elinde benim kaybedişlerimin bedeli HAYALLERİM vardı. Benim elimde hayata yeniden başlamamı sağlayacak yeni hayallerimin tohumları UMUTLARIM…

 

Yazan Yöneden ve Oynayan: Gökhan ALTİNTOP

June 17

Kaygısız Ve Meraklı

 

Kaygısız Ve Meraklı

KAYGISIZ VE MERAKLI

 

Biri kaygısız diğeri meraklı iki dosttular. Biri nasıl ve nedenini merak etse de kaygısız olan hep sonuca bakardı. Yedikleri içtikleri ayrı gitmez ikisi de iyi arkadaştı.

 

Erken gelmiş dedi meraklı. Et hala taze. Belli ki az yaşamış. Kim bilir ne sebep oldu bu kadar erken gelmesine.

 

Yemene bak dedi kaygısız.  İki günlük ömrünle bu kadar şey düşünme. Her şeyi merak etmek zorunda mısın. Bir kerede şu yemeğini soru sormadan ye.

 

Ama gene de merak ediyor yediğinin nasıl ve neden bu kadar erken geldiğini dedi meraklı. Baksana kalbi kaskatı ciğerleri yanmış. Belli ki bir derdi varmış.

 

Çok merak ediyorsan git beynine sor dedi kaygısız… O sana belki bir şeyler anlatır, kim bilir belki hem açlığını hem merakını sonlandırır.

 

Ben yemeyeceğim  dedi Meraklı. Baksana yüreği yaralı. İçinde de bir isim kazılı. Gel bunu böyle bırakalım. Yeni etler bulalım. Bu yürek bize zehir. Kim bilir daha nice etler gelir.

 

Tamam dedi kaygısız. Ama bir daha yemek yerken bu kadar soru sorma. İnce fikirlerin yüzünden bizi de aç bırakma. Her ne kadar kaygısızda olsam benimde bir bildiğim vardır. Ve biri sevdadan ölmüşse eğer o et kutsaldır.

 

Sürüne sürüne gittiler. Biri meraklı diğeri kaygısız iki dosttular. Toprağın iki metre altında, bedenime misafir iki KURTÇUKTULAR…

 

Yazan Yöneten Ve Oynayan: Gökhan ALTİNTOP

 

June 11

BİR İSYANIN ANATOMİSİ 2


 

 

BİR İSYANIN ANATOMİSİ 2

 

- Ben senden daha güçlüyüm dedi biri.

 

-Nasıl yani dedi diğeri?

 

-İkimizde aynı acıları çektik aynı sorunlarla baş ettik. Hayat yolunda aynı dikenli yollarda yürüdük. Ama ben inancımı hiç kaybetmedim. Ben biliyorum ki bunlar benim için sınavdı ve şükrettim ve hala şükür ediyorum. Biliyorum ki arkamda yaradanım var. Bu yüzden ben daha güçlüyüm senden dedi.

 

-Hayır dedi diğeri. Evet aynı şeyleri yaşadık aynı dikenli yollarda yürüdük. Aynı acıları çektik. Ama senin arkanda Tanrı vardı. Bütün acılarını paylaşabileceğin bir Tanrı. Çektiğin acıların ucundan tutacak bir Yaradan vardı. Ben ise tüm acılarımı tek başıma yüklendim. Şimdi söyler misin? Hangimiz daha güçlü.

 

-Günah işliyorsun… dedi.

 

-Bazı günahlara tövbe etmek için o günahları işlemek gerekir dedi.

 

Cevap veremedi. Çünkü kendi inancında onun isyanı kadar ilerleyememişti. Onun isyanı kadar bilgi sahibi değildi. Ve Tanrı bu zaferi isyan edene bahşetti…..

 

Yazan Yöneten Ve Oynayan: Gökhan ALTİNTOP

HAYIRLISI & EVETLİSİ


 

 

HAYIRLISI & EVETLİSİ

 

Hayırlısı olsun. Bu söz hayatın isteklerine karşı hep hayırlarla karşılaşmış kişilerin kendini avuttuğu, avutmak zorunda kaldığı, belki de avutulduğu yalandan doğurulmuş bir doğrudur. Hayırdır. Evet hep hayırdır. Ne zaman bir şeyi çok istesek hayat hep hayırlıdır. Zira evet olduğunu hiç görmeyiz. Hep hayırdır. Hayırlısıdır. Evetlisi bize fazladır  hayata göre. Bu yüzden hep hayırlısıdır. Çünkü hayırlısı hayata göre doğrudur. Her ne kadar senin yanlışların ile onun doğruları birbiriyle örtüşse de doğru olan ve senin için doğrulmuş bu yalan senin için hayırlısı olandır. Evetlisi hayata göre sana yanlıştır ve senin doğruların hayatın yanlışlarıyla da birebir aynıdır. Hayatla ters düşmen işte hep bundandır.

 

Bütün kaybedişlerin hep zamansızdır. Ama hayırlısı olandır. Hayatın zamanıyla senin zamanının uyuşmadığındandır. İşte bu uyuşmazlıktan doğanların hepsinin adı HAYIR dır. Bu hayırlar ise hayatın bizim gönül avlumuza bıraktığı kimsesiz çocuklardır. Onları avutman bundandır. Avuttuğun aslında kendi yansımandır. Yaşam denilen şey içindeki tüm çığlıkları o kimsesiz çocukların ağlamasını Hayırdır diye avutmandır.

 

Kıyamet diye bir şey varsa eğer o aslında hep insanın içinde kopuyor. Ve İsrafil sura üflediğinde çıkan ses hep hayırlısı diye başlıyor. Geride ise hayatın hayırlarla bıraktığı enkazdan başka bir şey kalmıyor. Yeni bir sen inşa etmen ise bir gün belki Evet der diye başlıyor. En kaz temizleniyor. Eskiye ait ne varsa Hayırlısıyla temizleniyor. İşte o temizlik gözlerinden içine akan tuzlu sularla başlıyor.

 

İnsanın tüm isteği Hayırsız bir hayat oluyor. Ama hayat onu bile yanlış anlıyor. Ve hayat senin hayırsız olduğunu düşünüp gene tüm hayırlarını gönül avluna bırakıyor. Fonda hep aynı müzik çalıyor zamansız kaybedişlerin sahnesinde. Hayırlısı diye başlıyor o sahnelerin öyküsü. Bu, aslında hayatın evetleri yerine hayırlarıyla karşılaşmış kaybedenlerin türküsü.

 

Gönül avlunuz hep umutlarla dolsun. Eğer bir şeyi çok istiyorsanız bu hayattan, Evetlisiyle olsun.

 

Yazan Yöneten Ve Oynayan: Gökhan ALTİNTOP

June 03

TAVLA

 

TAVLA

TAVLA

 

Tavla. Bir oyun. Bir hayatın sembollerle anlatımı. İçinde şans olan hiçbir oyunu sevmedim. Çünkü hiçbir zaman şans benden yana değildi. Bilirdim. Bu yüzden tavlayı satranç kadar sevmedim. Ne zaman tavlaya baksam kendi hayatımı gözlemledim. Tavla; bir hayatın sembollerle anlatımıdır aslında. Ve ne zaman tavla oynasam kaybederdim. Çünkü ben o oyunda kendi hayatımı, aynadaki yansımamı, belki kaybedişlerimi  gözlemlerdim.

 

Tavla. İnsanın aynadaki yansımasıdır aslında. Siyah pullar geceyi simgeler. Bendeki karanlığı. Karanlığımı. Paylaşamadıklarımı. Bilinmeyenlerimi . Görünmeyenlerimi. Susmak zorunda kaldıklarımı. Suskunluklarımı. Haykıramadığım çığlıklarımı. İçimdeki büyük yangının küllerini anlatır. Ne zaman gün yüzüne çıkan bir pulum olsa daha güneş doğmadan kırılır.

 

Tavla. İnsanın aynadaki yansımasıdır aslında. Dört köşe dört mevsimi simgeler. Benim köşem kış köşesi. Ne zaman bahara uğrayan bir pulum olsa daha çiçekler açmadan kırılır kışa dönerdi. Hayallerim donardı. Umutlarımın üstünde bir ayaz. Hepsi ölür kırağ tutardı. Güvendiğim dağlara karlar yağardı da hep bir çığ düşerdi  çıkış yollarıma. Çığ sevilenden geldiğinden midir bilmem ne kaçacak güç bulurdum kendimde nede karşı koyacak.

 

Tavla. İnsanın aynadaki yansımasıdır aslında. Karşılıklı on ikişer sıra bir yılı toplamı ise yirmi dört saati simgeler. Bizim oyunumuz bir yılın sürekli tekrarıydı. Hayat bizi hep ikmale bırakırdı. Zarlar şansı simgeler. Şans ise Tanrının sevdiklerine gider. Şans değil  yalnızlığımızdı bizi hiç bırakmayan. Tavla bir hayatı anlatır aslında. Hayatsa hep avlardı bizi. Hep TAVLArdı. Çünkü biz  tektik. Attığımız zarlarda hep YEKTİK.

 

YAZAN YÖNETEN VE OYNAYAN: Gökhan ALTİNTOP

May 20

BENC İLİ

 

BENC   İLİ

Birbirine karıştırdığımda anladım doğrularımın ve yanlışlarımın aslında ikiz olduklarını. Başka bir yolda olma imkanımın soğukluğu hissettirde belkide yanlış yollarda yürüdüğüm. Yönümü bulmaya çalıştıkça kayboldu önümdeki işaret tabelaları. Sessizliğin çığlığı beynimde yankılandı. Bedeninizin ve ruhunuzun farklı yerlerde olduğunu hissettinizmi sizde? İkisinin arasında kaybolduğunuzda dua pusulanız bozuldumu sizinde?

 

Bir varmış bir yokmuş. Aslında hiç yokmuş. Hiç olmamış. Olmuş gibi anlatılmış. Anlatılanlar aldatılmış. Bir yalana inandırılmış. Kazanan yokmuş kaybedende. İyiyle kötü hiç savaşmamış. Çünkü iyi hiç kazanmamış. Yaradılışdan bu yana meydan hep kötülere kalmış. Zaten iyiliğin özünde kavga etmek yasakmış. İyiliğin gücü bilgiye dayanırmış onuda en son kötülük çalmış.

 

Herkes tek bir memleketin hemşerisiydi bu dünyada. BENC denirdi yaşadıkları şehrin adına. Koskaca dünya tek bir ilden oluşurdu. Sevgi vardı burda aynadaki yansımalarına. Zira başka birşeyi sevmeleri aykırıydı yaradılış yasalarına. Dedim ya biz hep aynı ilin hemşerisiydik. Hemde en merkezinden. En BENC İLİNDEN...

 

Yazan Yöneten Ve Oynayan Gökhan ALTİNTOP

 
Ziyaret ettiğiniz için teşekkürler! LÜTFEN KÜÇÜK PUNTOLAR KULLANINIZ. TEŞEKKÜRLER......
Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
melikewrote:
Seni tanımakla kendimi şanslı sayıyorum.Gönül gözüne yüreğine sağlık
May 12
ali alagözwrote:
sende ne cevherler varmış be döktürmüşsün abi.
Jan. 14
Tahir Kardakwrote:
döktür döktür
Dec. 18
Picture of Anonymous
funda wrote:
Gerçekten çok güzel  denemeler.Bu yönünü bilmiyodum ben.Ama çok beğendim.
Aug. 11
neslihanwrote:
güzel olmuş eline sağlık..
 
July 30
No namewrote:
slm ellerine sağlık yüreğine dert görmesin gerçekten çok güzel ve hoş yazılar  allah herşeyi gönlüne versin çok güzel olmuş gerçekten:):):)
Jan. 2
AHMET SIRIMwrote:
slm dodurga kardeşim. çok şanlısın ki ceren gibi tatlı şirin sevimli bir kuzenin var bu mesajı okur okumaz onu ilk gördüğün an yanaklarından öp yerime. hade kolay gelsin.
Nov. 2
HNA ALiHOCiCwrote:
 
ellerine sağlık, yüreğin dert görmesin..
alanının güzelliğini nasıl anlatsam boş..
baya uzun vakit gerçirdim , iyi ki uğramışsın alanıma..
Allah herşeyi gönlüne göre versin..
hoşçakal!
Oct. 15
tekrar merhaba
daha önceki yorumumuz beğenilmedi kanımca,silinmiş.sağlık olsun.
iyi ki bu space in var burda kendini daha güzel ifade ediyorsun,kısa cümleler kurarsın normalde:)
 
Oct. 10
Selam, gerçekten çok  hos ve güzel yazilar... özellikle  senin  kaleminden çikmis olmasi  daha da güzel. Benim hiç böyle yeteneklerim yoktur. Eline kalemine yüregine saglik... Basarilarinin devamini dilerim :)
Aug. 12